
Komünist Kurtuluş (KA) Örgütünün Yunanistan ve İsrail Hükümetleri Arasındaki 3 Milyar Avroluk Silah Anlaşmasına İlişkin Bildirisi.
Sermayenin “ulusal güvenliği”nin bedelini ödemeyeceğiz
Hükümet işçilerden “sabırlı olmalarını” isterken, silah sistemleri için milyarlarca avro bulunuyor. “Savaş ekonomisinin” gerçek yüzü budu: Para var ama halk için değil fırkateynler, savaş uçakları, füzeler ve “Kalkanlar” için var.
Hükümet silahların “ülkenin güvenliği” için gerekli olduğunu söylüyor. Peki kimin ülkesi? Kirayı ödeyemeyen işçilerin ülkesi mi? Açlık sınırında ücretlerle çalışan gençlerin ülkesi mi? Tıbbi muayene için aylarca bekleyen hastaların ülkesi mi? Yoksa Yunan kapitalizminin jeopolitik konumunu güçlendirmeye çalışan armatörlerin, enerji şirketlerinin ve sermaye çevrelerinin ülkesi mi?
Hükümetin “ulusal güvenliği”, Yunan sermayesinin çıkarlarının güvenliğidir.
“Aşil Kalkanı” aynı zamanda Yunanistan ve Türkiye arasındaki rekabetin bir parçasıdır. Hükümet, silah alımlarını ve İsrail’le kurduğu stratejik ilişkiyi Türkiye’ye karşı gerekli bir yanıt olarak sunuyor. Yunanistan’ı, sürekli saldırganlık gösteren sözde bir Türkiye karşısında “kendini savunan” taraf olarak göstermeye çalışıyor. On yıllardır kullanılan aynı mantıktır bu: “Türkiye bizi tehdit ediyor, o halde silahlanmalıyız.”
Böylece bir silahlanma diğerini doğuruyor. Bir ordu, diğer ordu güçlendirildiği için güçlendiriliyor. Bir burjuvazi diğerinin oluşturduğu tehdidi öne sürüyor. Faturayı ise işçiler ödüyor.
Türkiye burjuvazisinin de kendi çıkarları ve saldırgan hedefleri vardır. Ancak bu durum Yunan hükümetinin ve ordusunun tercihlerini doğaları gereği “savunmacı” hale getirmez. Yunanistan ve Türkiye arasındaki rekabet, iki burjuva sınıfının ve iki devletin jeopolitik güç, enerji güzergâhları, deniz yetki alanları, pazarlar ve bölgesel nüfuz uğruna yürüttüğü bir rekabettir.
Yunan hükümeti, İsrail devletiyle askeri işbirliğini derinleştirirken kendisini “barışsever” olarak sunamaz. “Aşil Kalkanı” bu ilişkinin bir parçasıdır. Yunanistan’ın ABD, NATO ve AB’nin daha geniş planlarına katılımı da öyle.
Yunanistan savaşları uzaktan seyreden bir ülke değildir. Savaş düzeninin aktif bir parçasıdır. Patriot sistemleri Suudi Arabistan’a, Suudi rejiminin petrol tesislerini korumak üzere gönderildi. Fırkateynler Kızıldeniz’e, armatörlerin ve onların kârlarının güvenliğini sağlamak üzere gönderildi. Bütün bunların faturası ise işçilere çıkarıldı: vergilerimizle, borçlarımızla ve kamusal kaynakların yağmalanmasıyla milyarlarca avro ödendi.
Bütün bunların maliyeti, işçilerin vergiler, borçlanma ve toplumsal kaynakların yağmalanması yoluyla ödediği milyarlarca avrodur.
Dolayısıyla Yunanistan ve Türkiye’deki işçilerin düşmanı Ege’nin diğer tarafında değildir. Asıl düşman, kendi toplumlarının içindedir: sermaye, onun hükümetleri ve savaş planları.
İşçi sınıfının bu silahlanma yarışından kazanacağı hiçbir şey yoktur. Yunan burjuvazisinin Türkiye ile rekabetinde “güçlenebilmesi” için silahlanmasının bedelini işçilerin ödemesini kabul etmeyeceğiz.
Tam da burada Yunanistan soluna büyük bir sorumluluk düşüyor. Ne var ki solun bazı kesimleri, bu gerçekle yüzleşmek yerine, farklı biçimlerde egemen milliyetçi söylemin peşinden gidiyor. Söyledikleri, özünde devletin söyleminden farklı değil: Türkiye sürekli bir tehdittir; Yunanistan sürekli savunmadadır; Yunanistan’ın talepleri kendiliğinden haklıdır ve o halde Yunanistan silahlanmak zorundadır.
Bu mantık “antiemperyalist” bir söylemle süslenebilir; ancak yine aynı sonuca götürür: Yunanistan Türkiye’ye karşı silahlanmalıdır.
Yunan devletinin temel anlatısını yeniden üreten bir sol, savaş karşıtı ve enternasyonalist olamaz. Silahlanma harcamalarını genel olarak eleştirip, söz konusu Yunanistan olduğunda “Türkiye var, dolayısıyla silahlanmak zorundayız” demek bu tutarsızlığı değiştirmez. Başkalarının milliyetçiliğini teşhir edip kendi burjuvazimizin milliyetçiliğini “savunma” diye meşrulaştıramayız.
Burjuvaziyle değil halklarla birlikteyiz!
Solun görevi Yunan burjuvazisinin neden “haklı” olduğunu açıklamak değildir. Sol, işçi sınıfını kendi burjuvazisine karşı örgütlemek için vardır.
Yunanistan işçi sınıfının Yunan kapitalizminin jeopolitik olarak güçlendirilmesinden hiçbir çıkarı yoktur. Türkiye işçi sınıfının da Türk kapitalizminin jeopolitik olarak güçlendirilmesinden hiçbir çıkarı yoktur.
“Güçlü Yunanistan”ın amigoluğunu yapmayacağız.
Savaş hazırlığının yanıtı başka bir askeri ittifak değildir. Yanıt, enternasyonalist işçi mücadelesidir. Bizim “Kalkanımız”, Yunanistan ve Türkiye işçilerinin silahlanma harcamalarına ve savaşa karşı ortak mücadelesidir.
Yunanistan ve İsrail eksenine karşı, Filistin’le enternasyonalist dayanışmayı savunuyoruz.
Askeri anlaşmalar iptal edilsin, askeri işbirliğine son verilsin, İsrail devletine hiçbir şekilde kolaylaştırıcılık yapılmasın.
Silahlanma harcamalarına karşı, askeri bütçenin köklü biçimde azaltılmasını talep ediyoruz.
NATO’ya, askeri üslere ve emperyalist planlara karşı, savaş mekanizmalarından çekilmek için mücadele ediyoruz.
Onların “ulusal yükselişinin” bedelini ödemeyeceğiz.
Silah satın almak için sosyal harcamaların kesilmesini kabul etmeyeceğiz.
Yunanistan’ın bir savaş makinesine dönüştürülmesini kabul etmeyeceğiz.
Silahlanmaya değil toplumsal ihtiyaçlara bütçe!
Devletlerle, ordularla ve sermayenin çıkarlarıyla değil Yunanistan, Türkiye, Filistin ve tüm bölge halklarıyla omuz omuzayız!
Bizim perspektifimiz, kapitalist ve emperyalist rekabet içinde “güçlü bir Yunanistan” değildir. Bizim perspektifimiz, savaşın, milliyetçiliğin ve kapitalizmin yıkılmasıdır.
The “Shield of Achillles” is a shield of war and capital



